Orta Doğu’daki jeopolitik risklerin artması ve petrol fiyatlarının yeniden yükselişe geçmesi, enflasyonist baskıların güçlenebileceğine dair endişeleri artırırken ABD’de tahvil getirilerindeki sert hareket ara seçim sürecine yaklaşan ekonomi yönetimi için yeni bir baskı alanı oluşturuyor. ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,75 seviyesine yaklaşarak Ocak 2025’ten bu yana görülen en yüksek bantlara tırmandı.
Jeopolitik gerilim Hürmüz endişesini büyütüyor
Orta Doğu’da yeniden tırmanan gerilim ve yükselen petrol fiyatları, enflasyonist baskıların yeniden güçlenebileceğine dair endişeleri canlı tutuyor. ABD’de enflasyonun yavaşlama eğilimi sürse de, son günlerde artan jeopolitik risklerin Hürmüz Boğazı kaynaklı arz kaygılarını öne çıkarması enerji fiyatlarını artırdı.
ABD basınında yer alan haberlere göre, diplomatik çabaların sonuç vermemesi halinde İran’ın savunma odaklı bir politika yerine saldırı odaklı bir politikaya yönelebileceği yönünde açıklama yapıldığı iddia edildi.
ABD Başkanı Donald Trump da Oval Ofis’te basın mensuplarına yaptığı açıklamada, süresi dolan 60 günlük çerçeve anlaşmanın uzatılması konusunda istek olup olmadığı sorusuna “Hayır” yanıtını verdi.
Fox News’in haberine göre Trump, İran ile gerilimin sürdüğü Hürmüz Boğazı’nda ABD faaliyetlerine engel gelmesi halinde Umman’ı bombalayacaklarını belirtti.
Tahvil getirilerindeki yükseliş ABD’de finansman maliyetlerini zorluyor
Artan jeopolitik riskler ve petrol fiyatlarındaki artış, uzun vadeli enflasyon beklentilerinin istikrarsızlaşabileceği tartışmalarını güçlendirirken, hükümet harcamalarının dizginlenememesi ve mali durumların daha kötüleşebileceğine ilişkin endişeler tahvil piyasasındaki satış baskısını derinleştirdi.
ABD’de kasım ayında gerçekleşecek ara seçimlerin politik riskleri öne çıkarabileceği ve mali sorunları daha da belirginleştirebileceği öngörüsü de tahvil getirilerindeki baskıyı artırdı. Bu çerçevede ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,75 ile Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyelere yaklaşırken, 30 yıllık tahvil faizi yüzde 5,34 ile 2007’den bu yana en yüksek seviyeyi gördü.
Ardından ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,69’da, 30 yıllık tahvil faizi yüzde 5,27’de dengelendi.
ABD tahvil getirilerindeki sert yükselişin ara seçimler öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Hazine Bakanı Scott Bessent için sorun oluşturduğu, yüksek kamu finansman maliyetlerinin kurumsal ve tüketici kredilerine yansıdığı belirtiliyor.
Avrupa ve Japonya’da da uzun vadeli faizler tırmanıyor
Tahvil piyasasına ilişkin endişeler Avrupa ve Japonya’da da arttı. Avrupa’da hükümetlerin yüksek borçlanma seviyeleri ve devam eden enflasyon baskıları nedeniyle artan endişeler uzun vadeli tahvil getirilerinde sert yükselişlere yol açtı.
Almanya’nın 10 yıllık tahvil faizi yüzde 3,27 ile 2011’den bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Fransa’da gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde 30 yıllık tahvil faizi yüzde 4,91 ile 2008’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.
Japonya’nın 10 yıllık tahvil faizi yüzde 2,95 ile 1996’dan bu yana en yüksek seviyeyi gördü; daha sonra yüzde 2,93’te dengelendi. Japonya tahvil piyasasındaki satış baskısında, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) enflasyonist baskıları dizginlemek için faiz artırımı konusunda yavaş davrandığına dair spekülasyonların etkili olduğu ifade ediliyor. Japonya’nın mali durumuna ilişkin endişeler de ülkede tahvil piyasasını kayda değer şekilde etkiledi.
Ülkede ekonomik büyüme yavaşlarken enflasyon yükseliş eğiliminde hareket ediyor. Japonya’da ikinci çeyreğe ilişkin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), önceki çeyreğe göre yüzde 0,3, yıllık bazda yüzde 1,1 artarak beklentilerin altında kaldı. Ülke, yılın ilk çeyreğinde çeyreklik bazda yüzde 0,5, yıllık bazda yüzde 1,8 büyümüştü.
Ülkede nisanda yüzde 1,4 olan enflasyon mayısta yüzde 1,5’e, haziranda yüzde 1,7’ye çıktı. Japonya’da temmuz ayına ilişkin enflasyonun yüzde 1,9 olması bekleniyor.
Piyasalar sıkılaştırma ihtimalini fiyatlıyor
Avustralya merkezli KCM Trade Global Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede “Uzun vadeli tahvil getirilerindeki artış, süregelen enflasyon endişeleri ve mali baskıların birleşiminden kaynaklanıyor” dedi.
ABD’nin 30 yıllık tahvil faizinin yüzde 5,3’ün üzerine çıkarak yaklaşık 20 yılın en yüksek seviyesine ulaşmasının yüksek petrol fiyatları, uzun vadeli enflasyon beklentilerinin istikrarsızlığı ve yüksek devlet tahvili ihraçları hakkındaki süregelen endişeleri yansıttığını belirten Waterer, yatırımcıların uzun vadeli tahvilleri elde tutmak için daha yüksek bir vade primi talep ettiğini ifade etti.
Japonya’nın 10 yıllık tahvil faizinin 1996’dan bu yana en yüksek seviyeyi görmesinin iki nedenden kaynaklandığını dile getiren Waterer, şunları kaydetti: “Bu nedenlerin birincisi BoJ’un eylül ayı gibi erken bir tarihte faiz oranlarını artıracağına dair artan piyasa beklentileri ve ülke dışındaki yüksek tahvil getiri oranlarının küresel çapta yarattığı etki olarak öne çıkıyor. Mali endişeler ve hala nispeten zayıf olan yenin enflasyon üzerindeki etkisi baskıyı daha da artırıyor. Kısacası, piyasalar enflasyon risklerinin tam olarak ortadan kalkmadığı ve başta BoJ olmak üzere büyük merkez bankalarının para politikasını daha da sıkılaştırmaya ihtiyaç duyabileceği bir senaryoyu fiyatlıyor.”
ABD’nin bütçe açığı endişe yaratıyor
Avustralya merkezli Pepperstone Piyasa Stratejisti Ahmad Assiri de “Yüksek tahvil getirisinin verdiği açık mesaj, kamu borçlarının maliyetinin arttığı yönündedir” ifadesini kullandı.
Makroekonomik faktörlerin yeniden öne çıktığını belirten Assiri, ABD’nin yaklaşık 2 trilyon dolarlık bütçe açığı endişesinin öne çıktığını, en büyük üç kreditör ülke olan Japonya, Birleşik Krallık ve Çin’in ABD’nin uzun vadeli hazine tahvillerindeki pozisyonlarını azaltmasının da dikkati çektiğini vurguladı.
Assiri, “Buna ek olarak petrol fiyatları 90 dolarlık eşiğin üzerine çıkarak yükselmeye devam ediyor ve bu durum yüksek enflasyon beklentilerini daha da artırıyor. Tüm bu faktörler bir araya gelerek ABD’nin 30 yıllık tahvil faizinin yaklaşık 20 yılın en yüksek seviyesine çıkmasına yol açtı” ifadelerini kullandı.

