PİYASALAR:
18-ayar-altin4.973,9614-ayar-altin3.883,78gram-has-altin6.834,38Bulgar Levası28,52Dolar47,94Cumhuriyet Altını44.975,00Ons Altın4.456,71Gümüş100,28Euro55,89Sterlin65,32İsviçre Frangı59,55Gram Altın6.868,73Çeyrek Altın11.140,30Yarım Altın22.280,61Tam Altın44.424,95Ata Altın46.060,22Kuveyt Dinarı155,72AZN28,20BIST 10010.000,00Gram Altın3.250,0018-ayar-altin4.973,9614-ayar-altin3.883,78gram-has-altin6.834,38Bulgar Levası28,52Dolar47,94Cumhuriyet Altını44.975,00Ons Altın4.456,71Gümüş100,28Euro55,89Sterlin65,32İsviçre Frangı59,55Gram Altın6.868,73Çeyrek Altın11.140,30Yarım Altın22.280,61Tam Altın44.424,95Ata Altın46.060,22Kuveyt Dinarı155,72AZN28,20BIST 10010.000,00Gram Altın3.250,00
İzmir34°C

Uğur Dalbeler: Türkiye 38,1 milyon ton çelik üretti, ticarette açık büyüyor

Emre Aladağ
Yayınlanma
Güncelleme
5 DkOkuma Süresi
Uğur Dalbeler: Türkiye 38,1 milyon ton çelik üretti, ticarette açık büyüyor
Çelik İhracatçıları Birliği Başkanı Uğur Dalbeler, 38,1 milyon ton üretime rağmen ithalatın sorun olduğunu anlattı; 25-27 Ekim’de zirve planlandı.

Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler, Türkiye’nin geçen yıl 38,1 milyon ton çelik üreterek Avrupa’da Almanya’yı geride bıraktığını ve dünyada ise yedinci sıraya yerleştiğini söyledi. Dalbeler, buna rağmen dış ticarette çelik ithalatının giderek daha belirgin bir sorun haline geldiğini belirtti.

İhracat artışına rağmen ticarette açık büyüyor

Dalbeler, belirli ürün grupları dikkate alındığında Türkiye’nin geçen yıl yaklaşık 20 milyon ton çelik ihraç ederken toplam ithalatının 23 milyon ton civarında gerçekleştiğini söyledi. “Altı aylık rakamlara baktığımızda 9,8 milyon ton ithalat, yedi aylık ihracatta ise 11,3 milyon ton seviyesindeyiz” diyen Dalbeler, ticarette açık verildiğini ifade etti.

“Serbest ticaret” değil, eşit rekabet meselesi

Türkiye’de çelik tüketimi içinde ithalatın payının birçok ülkeye kıyasla yüksek olduğunu belirten Dalbeler, sektörün ithalata karşı olmadığını; asıl meselenin eşit rekabet koşullarının oluşturulması olduğunu vurguladı. Birçok ülkede ithalatın toplam tüketimin %10-20 aralığında kaldığını belirten Dalbeler, Türkiye’de bu oranın %50’ye yaklaştığını söyledi.

Devlet destekleri ve farklı maliyet avantajlarıyla gelen ürünlerin yerli üretici üzerinde baskı oluşturduğunu ifade eden Dalbeler, “Serbest olması noktasında bir sıkıntımız yok. Mesele rekabet ederken, bizde olmayan imkanların karşı tarafta olması ve onların maliyet endişesi taşımadan piyasaya göre istedikleri fiyatı verebilmeleri” dedi.

Düşük fiyat baskısı rekabeti zorluyor

Çin’den gelen düşük fiyatlı ürünlerin yarattığı baskıya da dikkat çeken Dalbeler, Avrupa’da ithalat kotaları sonrasında çelik fiyatlarının 600 dolardan 800-850 dolar seviyelerine çıktığını, ABD’de ise %50’lik vergi nedeniyle fiyatların yaklaşık 1.200 dolara ulaştığını söyledi. Buna karşılık Çin’in hâlâ yaklaşık 550 dolar seviyesinde teklif verebildiğini belirten Dalbeler, “Siz 650 dolara mal ettiğiniz ürünü Çinli gelip 550 dolara teklif ettiği zaman yaşama şansınız kalmaz” değerlendirmesinde bulundu.

Dalbeler, çeliği dışarıdan alarak sanayinin rekabet gücünü artırmanın mümkün olmadığını dile getirerek, “Sen oradan malzemeyi alarak ürettiğin ürünün aynısını Çinli de üretiyor. Bizim bir fark yaratmamız lazım. O yarattığımız farkın içerisinde çeliğin girdi maliyeti minimal. Ama sen malzemen var olduğu sürece buradaki sanayiyi ayakta tutma şansına sahipsin. Taşıma suyuyla da değirmen dönmez” ifadelerini kullandı.

2026’da İstanbul’da Steel Networking Summits

Çelik sektöründeki problemleri aşmak için ciddi çaba sarf ettiklerini ve uluslararası iş birliklerinin önemine işaret eden Dalbeler, 25-27 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek Steel Networking Summits 2026’nın sektöre damga vuracak bir platform olacağını söyledi.

Çelik İhracatçıları Birliği’nin iş birliği ve desteğiyle Swissôtel The Bosphorus’ta düzenlenecek organizasyonda 400’ün üzerinde sektör temsilcisi, 200’ün üzerinde uluslararası katılımcı ve 80’den fazla ülkeden delegasyonun bir araya geleceğini aktaran Dalbeler, zirvede 30’un üzerinde üst düzey konuşmacının yer alacağını ifade etti.

Zirvede küresel çelik piyasaları, ticaret politikaları, korumacılık önlemleri, uluslararası rekabet, yatırım fırsatları, yeşil dönüşüm ve sektörün geleceğinin ele alınacağını belirten Dalbeler, 30 saati aşan hedefli networking programları, B2B görüşmeleri ve alım heyetleriyle etkinliğin yalnızca bir konferans değil doğrudan ticari iş birliklerine odaklanan bir platform olarak kurgulandığını söyledi. Dalbeler, “İstanbul’u yalnızca bölgesel değil, küresel çelik ticaretinin en önemli buluşma merkezlerinden biri haline getirmeyi hedefliyoruz” dedi.

Dalbeler, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika’nın kesişim noktasındaki İstanbul’un bu organizasyonla küresel çelik ticaretindeki rolünü daha da güçlendirebileceğini belirterek, kurulacak yeni ticari bağlantıların Türkiye çelik sektörünün uluslararası rekabet gücüne katkı sağlayacağını söyledi.

Bu gelişmeyle ilgili bir başka haberimiz de dikkat çekiyor:

“Çelik stratejik bir ürün; hiçbir ülke üretimden vazgeçmiyor”

Dünya genelinde çelikte kapasite fazlası bulunmasına rağmen ülkelerin üretimden vazgeçmediğini, temel nedenin çeliğin stratejik niteliği olduğunu söyleyen Dalbeler, “Çeliğiniz olmazsa güçsüz, sanayileşmemiş, sanayisini geliştirme ihtimali olmayan bir ülke olursunuz” ifadelerini kullandı. Dalbeler, 2018’den bu yana ticaret savaşları, pandemi ve tedarik zinciri sorunlarının ülkelerin çelik sektörlerine bakışını değiştirdiğini belirtti. Ülkelerin artık kendi çelik üretimlerini korumayı stratejik bir zorunluluk olarak gördüğünü vurgulayan Dalbeler, Türkiye’nin de güçlü üretim altyapısıyla bu açıdan önemli bir avantaja sahip olduğunu kaydetti.

Avantajın korunabilmesi için sektörün rekabet gücünün sürdürülebilir olması gerektiğini aktaran Dalbeler, Türkiye’nin yalnızca üretim kapasitesine değil, üretim maliyetlerine de odaklanması gerektiğini söyledi.

Enerjiden kazandığımızı işçilikten kaybediyoruz

Sektörün son dönemde karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birinin maliyet artışları olduğunu belirten Dalbeler, enerji maliyetlerindeki gelişmelerin ardından işçilik maliyetlerinin de önemli ölçüde yükseldiğini ifade etti. Dalbeler, Ukrayna Savaşı sonrasında enerji maliyetlerinin ciddi biçimde arttığını, İran’daki gelişmelerle birlikte yeni bir maliyet baskısı oluştuğunu söyledi. Hidroelektrik üretiminin artmasının elektrik fiyatlarında bir miktar rahatlama sağladığını ancak işçilik maliyetlerinin son beş yılda dolar bazında yaklaşık üç katına çıktığını belirtti.

Dalbeler, “Toplamda işçilik maliyeti yüzde 15-20 arasında değişiyor. Geçmişte yüzde 5’in altındaydı. Avrupa ve Amerika ile kıyasladığımızda hâlâ görece düşük işçiliğimiz var. Ama bizim rakiplerimiz artık onlar değil. Hintlilerle, Mısırlılarla, Pakistanlılarla, Vietnamlılarla, Endonezyalılarla ve Çinlilerle rekabet ediyoruz. Böyle olunca pahalı kalmaya başladık. Enerjiden kazandığımızı işçilikten kaybediyoruz” dedi.

Yüksek maliyet yenileme yatırımlarını tehdit ediyor

Çelik üretiminin yüksek sermaye gerektiren ve ağır çalışma koşullarına sahip bir sektör olduğunu söyleyen Dalbeler, üretim tesislerinin rekabetçiliğini koruyabilmesi için sürekli yenilenmesi gerektiğine dikkat çekti. Yaklaşık 1.600 derece sıcaklıkta sıvı metalle çalışan makinelerin yoğun şekilde yıprandığını belirten Dalbeler, tesislerin her yıl yenileme yatırımlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Dalbeler, ancak sektörün yeterli kârlılığı yaratamaması halinde bu yatırımların ertelenmek zorunda kaldığını ifade ederek, “Harcanacak parayı yaratamadığınız zaman tesisler yıprandıkça eskiyor. Eskidikçe rekabet gücünü yitirmeye başlıyor. Yurt dışında adam her yeniliği her sene uyguluyor, verimini artırıyor, maliyetini düşürüyor. Biz onu yapamaz hale geliyoruz” dedi.

Karabük ve Erdemir gibi köklü tesislerin yenilenme ihtiyacının sektörün genel rekabet gücü açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dalbeler, üretim altyapısının güncel tutulmasının yalnızca şirketler açısından değil Türkiye’nin sanayi geleceği açısından da önem taşıdığını vurguladı.

Haberin EditörüYönetici

Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun olan Emre ALADAĞ, dijital medya teknolojileri ve internet gazeteciliği alanında derinlemesine uzmanlığa sahiptir. Bilgi teknolojileri ile habercilik pratiklerini profesyonelce birleştiren ALADAĞ; dijital dönüşüm, yazılım trendleri ve teknoloji dünyasındaki güncel gelişmeleri teknik bir hassasiyetle analiz etmektedir. Yayıncılık etiği ve doğruluk ilkelerinden taviz vermeyen profesyonel yaklaşımıyla, karmaşık dijital süreçleri okuyucular için anlaşılır, stratejik ve güvenilir içeriklere dönüştürmektedir.