Dünya genelinde yaklaşık 55 milyon kişinin demansla mücadele ettiği kaydedilirken, bu bireylerin yüzde 75'lik kesiminin halen resmi bir tanı almadığı açıklandı. Alzheimer’s Disease International tarafından belirlenen 2026 yılı farkındalık teması kapsamında, erken teşhisin tedavi olanakları ve bakım mekanizmalarındaki kritik rolüne işaret edildi.
Erken Teşhis Süreci ve Toplumsal Yanılgılar
21 Eylül Dünya Alzheimer Farkındalık Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Öğr. Üyesi İdil Arasan Doğan, hastalığın yaşlanmanın kaçınılmaz bir getirisi olmadığını dile getirdi. Doğan, tıbbi gecikmeler kadar toplumsal önyargıların da hekime başvuruyu engellediğini kaydetti.
"Demans, yaşlanmanın normal bir parçası değildir; ilerleyici bir beyin hastalığıdır. Belirtilerin ne zaman fark edildiği hem hastalığın yönetimini hem de ailenin uyum sürecini doğrudan etkiler."
Teşhisin Ertelenmesi Tedavi Fırsatlarını Kaçırıyor
Teşhis aşamasının gecikmesinde sıklıkla çaresizlik algısının rol oynadığını belirten Doğan, erken aşamada harekete geçmenin somut kazanımlar sağladığını ifade etti. İlaç tedavisine zihinsel fonksiyonların korunduğu evrede başlanmasının, hastanın geleceğine dair kararlarda söz sahibi olmasını sağladığını vurguladı.
"Oysa erken tanının somut kazanımları bulunuyor. İlaç tedavisi, kişinin işlevselliğinin en yüksek olduğu evrede başlatılabiliyor. Kişi; nerede yaşayacağı, bakımının nasıl düzenleneceği ve kendisini ilgilendiren diğer kararlar bakımından sürece daha fazla katılabiliyor. Aile, süreci hazırlıklı biçimde yönetebiliyor; kaybolma ve düşme olayları önlenebiliyor ve hastane yatışlarının sıklığı da azalıyor."
Günlük Unutkanlık ile Hastalık Belirtileri Arasındaki Fark
Rutin yaşa bağlı dalgınlıklar ile klinik değerlendirme gerektiren semptomların birbirine karıştırılmaması gerektiğini hatırlatan Doğan, ayırt edici temel unsurları sıraladı.
"Anahtarın nereye konulduğunu unutmak yaşla açıklanabilir; anahtarın ne işe yaradığını unutmak açıklanamaz. Randevu gününü karıştırmak olağandır; aynı soruyu on dakika içinde üç kez sormak değildir. Bir sözcüğü anımsamakta güçlük çekmek beklenebilir; cümleyi yarıda bırakıp sözcüğü hiç bulamamak beklenmez. Ya da yabancı bir semtte yön sormak sıradandır ve fakat bilinen bir sokakta yolu kaybetmek üzerinde durulması gereken bir belirtidir."
Damgalanma ve Ayrımcılık Teşhisi Yıllarca Geciktiriyor
Hastalığın yarattığı toplumsal çekincelere değinen Doğan, Alzheimer’s Disease International araştırma sonuçlarına dikkat çekti. Doğan, hasta yakınlarının yüzde 35'inin tabloyu çevresinden gizlediğini, hasta ve yakınlarının yüzde 46'sının ise korku nedeniyle doktora gitmediğini aktardı.
Araştırma verilerine göre hastaların yüzde 88'i ayrımcılığa maruz kaldığını bildirirken, sağlık çalışanlarının yüzde 65'i demansı doğal yaşlanma olarak görüyor. Doğan, tablonun bireysel irade ya da ihmalle açıklanamayacağını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Alzheimer utanılacak bir hastalık değildir. Kimsenin ihmalinin sonucu değildir; kişinin karakteri, iradesi ya da yaşam biçimiyle açıklanamaz."
Lancet Raporu: Vakaların Yüzde 45'i Önlenebilir
Lancet Demans Komisyonu tarafından tespit edilen 14 değiştirilebilir risk faktörünün yönetilmesiyle demans vakalarının yüzde 45 oranında engellenebileceği belirtildi. Bu faktörler arasında işitme kaybı, diyabet, hipertansiyon, obezite, depresyon, sigara ve alkol tüketimi, fiziksel hareketsizlik, kafa travması, düşük eğitim düzeyi, sosyal izolasyon, hava kirliliği, tedavi edilmemiş görme kaybı ve yüksek kolesterol bulunuyor.
Toplumda her dört kişiden birinin demans karşısında çaresiz kalındığını düşündüğünü aktaran Doğan, yaşam tarzı müdahalelerinin riskleri kayda değer ölçüde gerilettiğini bildirdi.
Bakım Verenlerin Desteklenmesi Şart
Tedavi stratejilerinin sadece hastayla sınırlı kalmaması gerektiğini savunan Doğan, hasta yakınlarının tükenmişlik tablosunun psikolojik destek ve eğitim programlarıyla hafifletilmesinin zorunlu olduğunu kaydetti.
"Bakım veren, bakım sürecinin destekçisi değil, başlı başına bir müdahale hedefidir. Yükü ölçülebilir, riski önceden görülebilir ve yapılandırılmış bir programla azaltılabilir."
Erken teşhisin aileler için koruyucu bir kalkan olduğunu hatırlatan Doğan, bakım verenlerin yalnız bırakılmaması çağrısıyla sözlerini noktaladı:
"Erken tanı bir son değil, bir başlangıçtır; ancak bu başlangıç yalnızca hastanın değildir. Tanı anında hastalığı onunla birlikte üstlenen bir bakım veren de vardır ve o kişi yalnız bırakıldığında sürecin tamamı kırılganlaşır. Demansta bugün iyileştiremediğimiz şeyin yanında, güçlendirebildiğimiz bir taraf her zaman bulunur: bakım verenin kendisi. Orada yapılabilecek çok şey vardır."

